top of page

1994 yılında Akşehir’de doğmuştur. DEÜ-GSF Resim bölümünde lisans eğitimini tamamlayan sanatçı DEÜ-GSE Resim Bölümü Anasanat Dalı’nda yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. İzmir’de yaşayan ve üreten Dolmacı’nın çalışmalarının en temelinde eskiz defteri pratiği yer almaktadır. Eskiz defterine olan yaklaşımı görsel günlük pratiğinde olup, karşılaştığı o an’a ait olan imgenin kayıdını; hem yazınsal hem de görselleştirerek kaydeder. Aynı zamanda bulunduğu yerde var olan; yaprak, şeker ambalajı, fiş, çiçek, saç teli, kağıt gibi… O an’a ait ‘bir şeyi nesnel olarak da kaydetmeyi hedeflemiştir. Zamanla anların kaydını tutan görsel günlük, salt kolaj tekniği ile gitmeyi arzuladığı el değmeyen doğa soyutlamalarına dönüşüp evrilmiştir. 2017 yılından itibaren defterin dışına çıkıp, endüstriyel dışı organik malzemelerle renklendirdiği atık kağıtlarla büyük kolajlar üretmeye başlamıştır. 2018 yılından bu yana kolajların mekanla bağlantısı giderek güçlenmiş, süreç odaklı kamusal alanlarda büyük enstalasyonlar ve mekan kaplamaları olarak kendilerini göstermiştir. 2019 yılından bu yana çalışmalarını ekolojik temelli sanat anlayışı ile üretmeye başlayarak, 2020 yılından bu yana da, seçmiş olduğu araziyi atölye olarak kullanıp belli periyotlarda orada konaklayarak çalışmalarını üretir hale gelmiştir. Dolmacı çalışmanın ana malzemesini; bulunduğu arazinin yüzeyindeki toprağı ve bitkileri kullandığı gibi kendi tüketmiş olduğu topraktan gelen sebze ve meyvelerin kabuklarını kesip, kurutup- çekirdeklerini de dahil ederek kullanıyor. Çalışmaları sergilenebilir halini alırken; bulunduğu alan göz önünde bulundurulur ve nihai formuna kavuşur. Böylelikle çalışmanın yaşamsal yeni süreci başlar.

Berna Dolmacı’nın resim, kolaj ve doğal malzemeler kullanılarak gerçekleştirilmiş mekan yerleştirmelerindeki anlamları insan ve doğa arasındaki ve sanat yapıtları ve doğa arasındaki ilişki, sanatçının manzara ile hesaplaşması ve izleyicinin günümüzdeki manzaraya bakışı gibi alışılagelmiş açılardan değerlendirmek yeterli olmayacak. Bu yapıtlarda artık kaçınılmaz olan bir hakikatin, küresel geleceği tehdit eden çevre kirliliğinin ve bu gerçeğin insan üstündeki olumsuz etkilerinin kararlı ve atak bir biçimde irdelenmesi izleniyor. Dolmacı’nın kararlılığı özellikle yapıtları üretme sürecinde doğada yaşayarak ve doğrudan ilişki kurarak çalışmasında ve günlük yaşamda bilinen organik malzemeleri kullanmasında belirginleşiyor. Doğada yaşayarak ve çalışarak kendi ürettiği organik malzemelerle gerçekleştirdiği bu yapıtları küresel çevrenin geleceği için bir iyileştirme eylemi olarak sunuyor. Yapıtların üretim sürecindeki üç aşama geleneksel çizgi resim içeren eskiz defteri, tual üstüne organik boya ile yapılmış manzaraları, yine doğal boya ile renklendirilmiş atık kağıtlarla oluşturulan minimalist doğa kolajları ve aynı yöntemlerle ürettiği kağıt ve bezlerle gerçekleştirdiği mekan yerleştirmeleri sanatçının amacını ve ideolojisini etkin biçimde yansıtıyor. Sanat yapıtlarına bütün zamanlarda konu olan, geleneksel anlamda da özellikle resim sanatının temel imgesi olan doğanın günümüzdeki eleştirel estetik sürecinde nasıl göründüğü ya da gösterildiğine odaklanan bir yapıt üretimiyle izleyiciyi uyarıyor Dolmacı. Bu üretim günümüzdeki doğa gerçeğinin siyasal, ekonomik, toplumsal ideolojilerle ilişkisini ve çatışkısını irdeliyor.

Dolmacı alışılagelmiş, geleneksel güzel doğa manzaralarının aldatıcı romantizmine ve tüketim ekonomisine hizmet eden kitsch ile özdeşleşmişliğine karşı gerçekçi bakışı öneriyor. Bu bakış, günümüz küresel çevre koşullarında doğa ve sanat ilişkisinin küresel doğa politikasının yaratığı bütün olumsuzluklara müdahale ettiğini savunuyor. Genellikle, eski dünya görüşünü (metafizik) doğa yaratan doğa (natura naturata) temsil ediyor gibi görünürken, yeni dünya görüşünü (diyalektik) adeta doğa olarak yaratılmış doğa (natura naturans) temsil eder. 20. yüzyılda ikinci yarısında bu natura naturansı savunan ve doğaya doğrudan müdahale eden üç boyutlu manzaralar oluşturuldu ve geleneksel doğa manzaraları resimlerinin egemenliğini sonlandırdı. Walter de Maria’nın “Paratoner Tarlası” ve James Turrel’in Arizona’da Roden Krateri projesi bunun en önemli örnekleridir. Dolmacı’nın yapıtları da bu anlayışın günümüzdeki örneklerindendir. Vikaye (esirgeme, koruma) (çığlık) başlıklı dizi öncelikle hırpalanmış çerçeveli bir tual resminin arka yüzüne iliştirilmiş dağ manzaralarından oluşuyor. Bu alışılagelmişin dışında bir yöntemle sergilenen manzaralara bakıldığında görünen ya da gösterilen doğanın değil, insanın doğayı gözlemleyerek gördüğünün güzel olduğunu düşündüğü anın “manzara” olması, bu sözcüğün hemen manzara resmini çağrıştırması, Türkiye’de dini koşullar sonucunda resim geleneğinin manzara ile başlamış olması, manzara resminin dünyada her zaman en sevilen ve aranan yapıt olması ilk akla gelen sıradan düşünceler. Dolmacı klasik ve modern türleriyle işlevini doldurmuş ve tüketilmiş bir yapıt biçimi sayılan manzaranın ancak bu tuhaflıkta üretildiğinde hakikate yöneleceğini gösteriyor. Vaveylabaşlıklı ana malzemesi bez üstüne arazilerden toplanan kurumuş bitki, dal parçaları, zeytin, mıcır, kül, talaş, kurumuş yaprak ve organik boya ile üretilmiş ve yangın kokusuyla kodlanmış 13 x 6 m büyüklüğündeki yerleştirme de büyük orman yangınlarının metaforu olarak sunuluyor. Sığınak başlıklı bir kapıdan ardındaki gizemli bir mağaraya girişi çağrıştıran yerleştirme ve Otonom başlıklı hurda kağıtlar, tohum ve akrilik ile üretilmiş yerleştirme izleyiciye doğa ve kendisi arasındaki ilişkiyi doğaya sığınarak tek başına deneyimlemeyi öneriyor. Hazzi, Sisli Mavi, Mai, Revan, Kayran başlıklı tümüyle organik malzemeyle ve doğada çalışarak gerçekleştiren büyük levha türündeki yerleştirmeler bir yandan manzara resmini ilişkisel estetiğe dönüştürürken bir yandan da levhanın coğrafi anlamına da gönderme yapıyor: Yer kabuğunu meydana getiren büyüklükleri birkaç yüz kilometrekareden milyonlarca kilometrekareye kadar değişen parçaların her birisi! Dijital medya ve algıyı uyandıran görsel imgeler topluma sunulurken birçok çağdaş sanatçı doğal malzemelerle çalışarak küresel çevrenin geleceğinden kaygı duyarak doğanın verileriyle bağlantı kurarak üretimi öne çıkardı. Biçim ve işlev arasında bir yerde bulunan çalışmalarının organik sürdürülebilirliği, sanat ve tasarımda doğalcılığa yönelik kalıcı eğilimi sağlamlaştırıyor. Analog manzara resimlerinin ve yerleştirmelerin özellikleri ilginçtir. Kim olduğunu ve çevresinde neyin var olduğunu sorgulamaktan hiçbir zaman kaçamayacak olan insanın bilincini yansıtmak ya da uyarmak başlıca amaçtır. Görme ve bakmayı fiziksel ve tinsel açıdan değiştirmekte olan teknolojiye karşın insanın gördüğü şeyi ya da görüneni algılama, yorumlama ve anlamasındaki özelliği korumaya kararlı olduğunu belirtmek de önemli bir özelliktir. Günümüzde dijital aygıtlar taklit ve sanal bir doğa üretmektedir ve bu gelişme sanatın değişim ve dönüşüm gerçeklerini oluşturmaktadır. Manzara türü de bu sanal ortam içinde yerini almıştır; görme ve bakma değişime boyun eğip, teknolojiyle özdeşleşmiştir. Doğanın sağladığı malzemeyle üretilerek yaratılan ve güzelliği yansıtan doğa ortamı bu ikileme karşı bir direniştir. Kant’ın “Doğa nasıl ki sanat görünümüne büründüğünde güzel ise, sanat da doğa gibi göründüğünde güzeldir.” (2) düşüncesi ya da 18.yüzyıldan başlayarak doğanın insan uygarlığına yol gösteren bir ahlak değeri taşıyor olması, yüce bir düzeni ifade etmesi, günümüzde ne kadar geçerli olabilir sorusunun bir yanıtını yansıtan bir yapıt üretimi ile karşılaşıyor izleyici. Bugün doğa güzelliği ancak ekolojik anlamda gündeme gelebilir. Doğa kültür ve tüketim sanayisinin en önemli ideolojisidir ve doğayla ilgili her şey bir politikadır.

bottom of page